1.5.2019 19

Farkında Olmadan, Yaşamak..

‘‘Yağmur o kadar hızlı yağıyordu ki Leyla kendini havalimanına zor atmıştı. Uçağın kalkmasına çok az zaman kaldığı için telaşla koşmaya başladı. Bagajı olmadığı için güvenliği çabuk geçebilmişti. Koşarken bir yandan içinden kendine kızıyordu neden hep geç kalmak zorundayım ki? Neden?!

Bir öğrenemedim erkenden çıkmayı diyordu. Son anonsta adını duyması ile daha hızlı adımlarla koşarken bir anda ayağı takıldı ve düştü. Her şeyi yere saçıldı. Bilgisayarı, defterleri, kol çantasının içindekiler yerdeydi. Dizlerinin üstüne zor kalkabildi. Toplamaya çalışırken yerdekileri insanlar hiçbir şey olmamış gibi eşyalarına vura saça, üstüne basa basa geçiyordu. Şaşkın şaşkın bakarken ‘hey görmüyor musunuz eşyalarıma basıyorsunuz hey size diyorum’ diye sesleniyordu. İnsanlar yürümeye devam ediyordu sanki dünyada değillermiş gibi. O sırada hazırladığı dönem sonu raporlarını gördü. Toplantıya yetiştireceği rapor çok önemliydi onun için. Ona ulaşayım derken kulağında mavi renk kulaklığı olan, spor giyimli iri yapılı genç çocuk raporlara basa basa geçiyordu. Leyla fırlayıp çocuğu kolundan geri çekti ‘’ne yapıyorsun yerde dosyalar var görmüyor musun’’ dedi. Çocuk donuk mat gözlerini elinde ki telefonun ekranından çevirip Leyla'nın yüzüne baktı. Hiç bir şey demeden tekrar kafasını ekrana çevirip yoluna devam etti. Leyla kendini hayalet gibi hissetti bir anda olduğu yerde dondu kaldı arkasından başka bir kadın sırtına çarpıp dönüp arkasına bile bakmadan yürümeye devam etti. Artık Leyla uçağı toplantıyı unutmuştu etrafına şaşkın ve acı çeken gözlerle baktı. İnsanlar koltuklarda oturuyor, yan yan duruyor herkesin kafası önünde hipnozlu gibi boş boş bakıyorlardı. Bir anda içi ürperdi ve içinden bir çığlık yükseldi yaşayan yok mu? Diye bağırdı ama kimse duymadı. Herkesin uyuduğu bir yerde uyanık olanı kim duyabilirdi? Eşyalarını hızlıca topladı midesi bulanmaya başlamıştı kendini lavaboya zor attı. Elini yüzünü yıkadı ve aynaya bakıp kaldı.

Ne olmuş insanlara neden böyleler diye düşündü? İnsanlar yürüyordu, yemek yiyordu, nefes alıyorlardı ama yaşamıyorlardı. Yüzlerinde gözlerinde canlılık belirtisi yoktu. Nasıl bu kadar çok insan yaşadığını zannediyor ama yaşamıyorlar? Ve en kötüsü bunun farkında bile değiller diye düşündü. İnsanları nasıl uyandırabilirim acaba yaşadıklarını zannedenlere gerçekten YAŞAMAK ne demek nasıl anlatırım dedi..’’

 

sample

İnsanoğlunun günümüzde en büyük problemi neyin ne olduğunu bilmeden yaşamasıdır. Aslında kelimelerin üzerinde büyük bir sis perdesi var. Belirsizlik içinde tüm kavramlar herkes için aynı anlamı ifade etmiyor. Böylece kimsenin kimseyi anlamadığı bir dönemde yaşıyoruz farkında bile olmadan. Mutlu olmak, canlı olmak, zevk duymak ya da acı çekmek ne demek? Hiç farkında değiliz hayatımızda ki kavramların. İşe, okula, arkadaşlarımızla sinemaya gidiyoruz, satın alıyoruz, satış yapıyoruz, yiyoruz, içiyoruz ve yaşıyoruz zannediyoruz. Peki gerçekten YAŞAMAK ne demek biliyor muyuz?

Teknolojik gelişmeleri takip ediyoruz, son model cihazları alıyoruz ve medeni bir toplum olduk diyoruz. Peki medeniyet ne demek? Teknoloji ne demek biliyor muyuz? Bu kavramların gerçek anlamlarını bilmediğimiz de nasıl anlayan olabiliriz? Zihin kavrayamadığını anlayamaz. Anlayamadığı şeyi de hayatına transfer edemez. Bilginin benim olabilmesi için onu anlıyor olmam gerekli böylece yaşamım da onu uygulayabilirim. Medeniyeti bilmeden anlamadan nasıl toplumda, ailemizde medeniyeti hakim kılabiliriz ki?

Medeniyetin olduğunu söylediğimiz yerlerde neden acı var? Medeniyet demek yaşlının çocuğun ve güçsüzün gözetildiği, el üstünde tutulduğu yer demektir. Bu kişilerin mutlu yaşıyor olduğu toplumlar medenidir. Zayıf ve güçsüz olanın ezilmediği, hor görülmediği bir yer olmalıdır. Güçlünün gücünü gizlediği, güçsüzün elinden tuttuğu ekmeğini, ekonomisini paylaştığı, her düşene el uzattığı yerdir, medeniyetin olduğu yer. İlişkilerde kadının el üstünde tutulduğu, korunduğu, fiziksel güç harcamaya zorlanmadığı, güçlü toplumlar yetiştirebilecek kaleler olduğu yerlerdir, medeni toplumlar. Erkeğin gücü ile liderliği ile sarıp sarmaladığı, koruduğu yerlerdir. Çocukların korkmadan neşe ile çocuk olabildiği, koşup oynayabildiği yerlerdir medeni toplumlar. Elden ayaktan düşen kendi kendine bakabilecek gücü kalmamış nenelerimizin, dedelerimizin evlerimizde huzurla ve sevgi ile kucaklandığı yerlerdir. Fakirin aç yatmadığı yüzünün güldüğü yerlerdir.

Medeniyetin kavram anlamını bilmediğimiz için teknolojik gelişmelerin bizi medeni yaptığını zannediyoruz. Oysa teknoloji ve medeniyet taban tabana zıt iki kavramdır. Biri artarken diğeri azalır. Teknoloji ilerledikçe bizler ilişki kuramaz hale geldik. Robotumsu insanlar gibi bir tıkla yaşamlarımızı yaşamaya çalışıyoruz, nefes tüketiyoruz. Artık yaşlımı, fakirimi ve evladımı görmüyorum. Yaşlı annemi bakıcıya bırakmışım tek tıkla ona bakan kişinin parasını gönderiyorum banka hesabına çok teknoloji sahibiyim ama medeni değilim aslında. Ekrandan yüzümü kaldırmamışım çocuğumun gözleri mosmor, hastalık ilerlemiş beslenmesi kötü sessiz çığlıkları var ama kulaklıklarım yüzünden duymamışım aslında. Teknolojik aletlerde ışık var ekranlar canlı hareketli. Ama bizlerin gözlerinde ışıltı kalmadı renksiz birer siyah beyaz tabloya döndük aslında. Etrafımızda insanlar ölüyor, düşüyor, kalkıyor, canları acıyor, bazıları can acıtıyor yüzlerce yüz ekrana bakıyor ama gerçekleri görmüyor. Her yerde bir sis var, mat, cansız renkler solmuş. Sokak hayvanları bile canlı değil yürüyor, iki havlıyor bakıyor ama görmüyor. Sokaklarda, evlerin içinde sessiz çığlıklar yükseliyor ama duyulsa da işiten yok. Boş birer kabuk gibiyiz içi boşaltılmış.

Her şeye kısa sürede ulaştığımız için çok ileri zannediyoruz kendimizi. İstediğimiz gibi evleniyoruz, boşanıyoruz. Çocuk yapıyoruz, yapmıyoruz, işimizden ayrılıp dünyayı geziyoruz, çektiğimiz resimlerle gidemeyenlere siz gitmediniz ben gittim diyoruz. Bunlarla mutlu olmaya çalışıyoruz mutluluğun gerçek anlamını bilmediğimiz için başkalarını mutsuz eden şeyin mutluluk olduğunu zannediyoruz.

Aile olduk diyoruz evlenip çocuk yapınca, ev alınca, aynı yastığa baş koyunca. Oysa aile olmak ne demek biliyor muyuz gerçekten?

Evlerimizde herkes istediğini yapabildiğinde medeni aile oluyoruz. Baba istediği saatte eve gelip gittiğinde, eşi hiç bir şey sormadığında ya da kadın kız arkadaşları ile Bodrum'a tatile gidebildiğinde, yemek yapmıyorum ne yaparsanız yapın diyebildiğinde buna medeni aile olmak diyoruz. Çocuğumuzun kız arkadaşı evlenmeden evimizde kaldığında otelde kalacaklarına burada gözümün önünde kalsınlar diyebilmeyi medeni aile olmak zannediyoruz. En ufak bir dış baskıda, çıkar çatışmasında biri birinin isteğine engel olduğunda düşman kesilen bir aile, aile midir gerçekten? Bir süre sonra paylaşmayan, hissetmeyen bir arada oturan ama birleşememiş bir kalabalık yığını oluyoruz evlerimizde. Bir aradayız ama beraber değiliz.

Aile birleşmek demektir aslında. Ortak sevinçleri, dertleri olan, üzüntüsünü sevincini beraber yaşayan insanlar demektir. Akşam yemeklerinde bir arada bulunan birlikte yemek yiyen, sohbet eden kişiler olabilmektir aile olmak. Borcu paylaşan, kazancı, hastalık yükünü, sağlığı ve sevgiyi paylaşan bireyler topluluğudur aile.
Yan yana, el ele durabilen hayatı beraber aynı pencereden izleyebilenlerdir. Eşinin bakıp göremediği yerde gözü olabilmek ona hayatı gösterebilmektir aile olmak. Çocuğunun yaşam yolunda omuz olabilmek, bilmediklerini deneyim transferi ile aktarabilmektir anne baba olabilmek. Sabahları dış dünyaya dağılıp mücadele edip, öğrenip, üretip akşam merkezine dönüp öğrendiklerini evine getirip paylaşabilmektir.

Peki aile kavramını bilmeden nasıl aile olacağız? Herkes için farklı anlama gelen kelimeler insanları nasıl birleştirir? Nasıl medeni bir aile ya da toplum olunur?

O yüzden kavramları bilmeye ihtiyacımız var. Ancak gerçeğini bildiğimiz bir kavramı hayatımıza hakim kılabiliriz, öğretebiliriz. O zaman insanoğlu duymaya, görmeye ve yaşamaya başlar. Belirsizlik sisi ortadan kalkar ve iyi iyiliğini yaparken herkes bilir onun iyi olduğunu. Kötü kötülüğünü yaparken herkes bilir onun kötü olduğunu yorum ortadan kalkar ve gerçek ortaya çıkar. Kara bulutlar dağılır, tekrar güneş doğar yaşamlarımıza, evlerimizin içine. İnsan yaşamaya başlar anlayabildiğinde, uyanır uyuduğu uykudan ve yoluna devam eder kaldığı yerden...

Yorumlar

Sibel Öztürk
6.10.2019

Kaleminize yüreğinize sağlık.. çok anlam ifade bir yazı olmuş. İnsanın direk yüreğine dokunan cinsten. Maalesef zamanımız medeniyeti böyle birşey olsa gerek.. ölüyor oldugu halde yaşadığını hisseden...

AB
8.8.2019

Elinize, kaleminize, emeğinize sağlık. Çok güzel bir yazı. Gerçekten etrafımızda çok kalabalık yığını olmuş çok ev var. Rabbim hepimizi birleşenlerden eylesin. Birleşen olmak, aynı yöne bakmak çok önemli.

Serkan bozkurt
29.7.2019

Çok güzel bir hikaye bunu yazan ile tanışmak isterim eline yüreğine aklına kalbine sağlık

Makaleye Yorum Bırakın